
19 Haziran 2008 Perşembe
Son yazdığım konular bayaa ağır oldu... geyik lazım şimdi
bu konudan önce 3-4 kere akp'ye falan taşlama yaptım, hatta ve hatta "akp" ve "ciddi konular" diye etiketler yazdım.blog'u yalnızca akp'yi taşlama blog'u falan sanmayın diye (ulan zaten arkaplan rengi de siyah, iyice karamsar oldu) komik şeyler kaldığı yerden devam ediyor. bu yüzden şimdi "karikatürler" adlı bir etiket yazacağım. beğendiğim karikatürleri buraya koyacak/dergilerde yayınlanınca da (lisans'ı bana ya da dergiye ait olunca) kendi karikatürlemi de koyacağım...


11 Haziran 2008 Çarşamba
"Humeyni'yi seviyorum, Atatürk'ü sevmiyorum"!
Etiketler:
Akp,
ciddi konular,
insanlar
Atatürk'ü Sevmiyorum(videoyu izlemek için tıklayın)
Fatih Altaylı: Sizin facebookta bir siteniz mi var? Kevser adlı arkadaşımızın facebook adlı paylaşım sitesinde İran devriminde Ayetullah Humeyni’nin fotoğrafları yer alıyor. Doğru mu?
Kevser Çakır: Bir tane fotoğrafı var evet. Evet, seviyorum ve saygı duyuyorum.
Fatih Altaylı : Ama o Şii . Humeyni’nin nesini seviyorsun?
Kevser Çakır: Şii olması önemli değil. Benim için Müslüman biri. Hümeyni’yi seviyorum.
Fatih Altaylı : Ama İran'da baskı rejimi var.
Kevser Çakır: Ama İran'daki rejimi ben desteklemiyorum
Fatih Altaylı: Ama kurucusu Humeyni.
Kevser Çakır: Humeyni’nin aynı görüşleri sahip olması anlamına gelmez bu. Ben Humeyni'yi seviyorum şahsen.
Fartih Altaylı: Sen seviyor musun?
Nuray Bezirgan: Evet seviyorum.
Fatih Altaylı: Atatürk’ü seviyor musun?
Nuray Bezirgan : Atatürkü sevmeme hakkı var mı? Başıma bir iş gelmeyecekse ben sevmiyorum.
Atatürk'ün yetkiyi padişahtan alırken yani saraydan alırken laik bir Cumhuriyet kurmak için aldığını düşünmüyorum. Halk o zaman islami değerler için savaştı. Nitekim Kurtuluş Savaşı’nın başlaması da Kahramanmaraş’ta Fransız askerlerinin Nene Hatun'un başörtüsüne uzanmasıyla olmuştur.
Fatih Altaylı: Maraş’la Erzurum’u birbirine karıştırdın.
Nuray Bezirgan: Her neyse. Maraş’ta Fransız askerleri bir kadının örtüsüne saldırıyor. Sütçü İmam buna karşı ilk ateşi açıyor. Böylelikle Kurtuluş savaşı başlıyor. Sonuçta cepheye cephanelik taşıyan kadınlar o dönemin insanları, o dönemin sosyolojik yapısını incelerseniz hep Müslüman insanlar.
Fatih Altaylı: Peki bu ülkenin Kurtuluş Savaşı'nı örgütleyen bir adamı niye Humeyni kadar sevmiyorsun. Bunu merak ettim. Eğer Atatürk olmasaydı burada belki de İngilizler vardı, Fransızlar vardı.
Nuray Bezirgan: Yani İngilizler olsaydı benim haklarım daha geniş olacaktı. Zaten mesele bu yani. İnsanlar bana Atatürkçülük adına zulmediyorlarsa benden Atatürk'ü sevmemi bekleyemezsiniz.
Kevser Çakır: Yani bir insanın ismi üzerinden ideolojik bir kurgu oluşturulmaya çalışıldığı için bunlar oluyor. İyi Bir asker. Bunu biliyoruz.
Fatih Altaylı: Bu ülkeyi düşmanlardan arındırma sebebi. En azından bir minnet duygun yok mu?
Kevser Çakır: İyi bir asker biliyoruz.
Fatih Altaylı: Bugün sizin savunduğunuz özgürlükçü, cumhuriyeti kuran sizin temsil ettiğiniz iradenin, bugün iktidar olmasına olanak veren de rejimi kuran da yine Atatürk değil mi? Camileri de kapatmamış.
Nuray Bezirgan: Benim fikirlerimİ savunucak parti kurulamaz Türkiye’de. Zaten bu yasak. Benim fikirlerimi herhangi bir parti savunmaya kalktığı zaman parti kapatılır.
Müslümanlar haklarını elde etmek için gece gündüz çabalarlar. Birileri gelir parlementonun azıcık bir özgürlük tanımlamasına bile Atatürk adına, Cumhuriyetcilik adına, demokrasi adına ne adına olursa olsun özgürlüklerimizi elimizden alır.
Ben tamamiyle özgür olduğum hak ve özgürlüklerimin kısıtlanmadığı bir sistem istiyorum.Mesela siz nasıl ki başörtülü hakim bir hanımdan rahatsız olacağınızı söylüyorsanız ben sizin, mesela bu fikrinizin temelde Atatürk tarafından kurulan Cumhuriyet'te bizlerin hep tehdit olarak sizlere sunulmasından kaynaklandığını düşünüyorum.
Fatih Altaylı : Hayır ondan kaynaklanmıyor. Sizin “siz, biz” demenizden kaynaklanıyor.
Siz islami inançları sizin tarafınızda yaşamayan veya sizin gibi algılamayan insanları farklı görüyorsunuz. Sen, Recep Tayyip Erdoğan ve başkaları "siz- onlar, biz-onlar" dediğiniz zaman kendimi kötü hissediyorum.
Nuray Bezirgan : Sizin inancınız ne olduğu beni ilgilendirmiyor. Benim ilgi alanım değil. Kişi istediği dine sahip olur ya da olmaz yada dinsizdir. Bu benim size ikinci sınıf vatandaş olarak göreceğim anlamına gelmez. Ama Fatih Bey siz başörtülü bir hakimden rahatsız olduğunuzu söylüyorsunuz
Fatih Altaylı: Önyargılı olur diye rahatsız olurum.
Nuray Bezirgan: Tabii ki. Önyargınızın temelinde 85 yıldır yürütülen laik sistemin dayatmalarının olduğunu düşünüyorum. Biz hiçbir zaman özgür olamadık. Hiçbir zaman kendimizi ifade edemedik. Siz hiçbir zaman başörtülü bir hakim tarafından yargılanmadınız. Dolayısıyla bu şekilde düşünüyorsunuz.
Fatih Altaylı: Senin rejimden istediğin ne? Üniversiteye gitmen, kamusal alanda görev yapman dışında ne isteğin var?
Nuray Bezirgan: Ben başörtümle birlikte sosyal hayatta da var olmak istiyorum.
Fatih Altaylı: Sizin facebookta bir siteniz mi var? Kevser adlı arkadaşımızın facebook adlı paylaşım sitesinde İran devriminde Ayetullah Humeyni’nin fotoğrafları yer alıyor. Doğru mu?
Kevser Çakır: Bir tane fotoğrafı var evet. Evet, seviyorum ve saygı duyuyorum.
Fatih Altaylı : Ama o Şii . Humeyni’nin nesini seviyorsun?
Kevser Çakır: Şii olması önemli değil. Benim için Müslüman biri. Hümeyni’yi seviyorum.
Fatih Altaylı : Ama İran'da baskı rejimi var.
Kevser Çakır: Ama İran'daki rejimi ben desteklemiyorum
Fatih Altaylı: Ama kurucusu Humeyni.
Kevser Çakır: Humeyni’nin aynı görüşleri sahip olması anlamına gelmez bu. Ben Humeyni'yi seviyorum şahsen.
Fartih Altaylı: Sen seviyor musun?
Nuray Bezirgan: Evet seviyorum.
Fatih Altaylı: Atatürk’ü seviyor musun?
Nuray Bezirgan : Atatürkü sevmeme hakkı var mı? Başıma bir iş gelmeyecekse ben sevmiyorum.
Atatürk'ün yetkiyi padişahtan alırken yani saraydan alırken laik bir Cumhuriyet kurmak için aldığını düşünmüyorum. Halk o zaman islami değerler için savaştı. Nitekim Kurtuluş Savaşı’nın başlaması da Kahramanmaraş’ta Fransız askerlerinin Nene Hatun'un başörtüsüne uzanmasıyla olmuştur.
Fatih Altaylı: Maraş’la Erzurum’u birbirine karıştırdın.
Nuray Bezirgan: Her neyse. Maraş’ta Fransız askerleri bir kadının örtüsüne saldırıyor. Sütçü İmam buna karşı ilk ateşi açıyor. Böylelikle Kurtuluş savaşı başlıyor. Sonuçta cepheye cephanelik taşıyan kadınlar o dönemin insanları, o dönemin sosyolojik yapısını incelerseniz hep Müslüman insanlar.
Fatih Altaylı: Peki bu ülkenin Kurtuluş Savaşı'nı örgütleyen bir adamı niye Humeyni kadar sevmiyorsun. Bunu merak ettim. Eğer Atatürk olmasaydı burada belki de İngilizler vardı, Fransızlar vardı.
Nuray Bezirgan: Yani İngilizler olsaydı benim haklarım daha geniş olacaktı. Zaten mesele bu yani. İnsanlar bana Atatürkçülük adına zulmediyorlarsa benden Atatürk'ü sevmemi bekleyemezsiniz.
Kevser Çakır: Yani bir insanın ismi üzerinden ideolojik bir kurgu oluşturulmaya çalışıldığı için bunlar oluyor. İyi Bir asker. Bunu biliyoruz.
Fatih Altaylı: Bu ülkeyi düşmanlardan arındırma sebebi. En azından bir minnet duygun yok mu?
Kevser Çakır: İyi bir asker biliyoruz.
Fatih Altaylı: Bugün sizin savunduğunuz özgürlükçü, cumhuriyeti kuran sizin temsil ettiğiniz iradenin, bugün iktidar olmasına olanak veren de rejimi kuran da yine Atatürk değil mi? Camileri de kapatmamış.
Nuray Bezirgan: Benim fikirlerimİ savunucak parti kurulamaz Türkiye’de. Zaten bu yasak. Benim fikirlerimi herhangi bir parti savunmaya kalktığı zaman parti kapatılır.
Müslümanlar haklarını elde etmek için gece gündüz çabalarlar. Birileri gelir parlementonun azıcık bir özgürlük tanımlamasına bile Atatürk adına, Cumhuriyetcilik adına, demokrasi adına ne adına olursa olsun özgürlüklerimizi elimizden alır.
Ben tamamiyle özgür olduğum hak ve özgürlüklerimin kısıtlanmadığı bir sistem istiyorum.Mesela siz nasıl ki başörtülü hakim bir hanımdan rahatsız olacağınızı söylüyorsanız ben sizin, mesela bu fikrinizin temelde Atatürk tarafından kurulan Cumhuriyet'te bizlerin hep tehdit olarak sizlere sunulmasından kaynaklandığını düşünüyorum.
Fatih Altaylı : Hayır ondan kaynaklanmıyor. Sizin “siz, biz” demenizden kaynaklanıyor.
Siz islami inançları sizin tarafınızda yaşamayan veya sizin gibi algılamayan insanları farklı görüyorsunuz. Sen, Recep Tayyip Erdoğan ve başkaları "siz- onlar, biz-onlar" dediğiniz zaman kendimi kötü hissediyorum.
Nuray Bezirgan : Sizin inancınız ne olduğu beni ilgilendirmiyor. Benim ilgi alanım değil. Kişi istediği dine sahip olur ya da olmaz yada dinsizdir. Bu benim size ikinci sınıf vatandaş olarak göreceğim anlamına gelmez. Ama Fatih Bey siz başörtülü bir hakimden rahatsız olduğunuzu söylüyorsunuz
Fatih Altaylı: Önyargılı olur diye rahatsız olurum.
Nuray Bezirgan: Tabii ki. Önyargınızın temelinde 85 yıldır yürütülen laik sistemin dayatmalarının olduğunu düşünüyorum. Biz hiçbir zaman özgür olamadık. Hiçbir zaman kendimizi ifade edemedik. Siz hiçbir zaman başörtülü bir hakim tarafından yargılanmadınız. Dolayısıyla bu şekilde düşünüyorsunuz.
Fatih Altaylı: Senin rejimden istediğin ne? Üniversiteye gitmen, kamusal alanda görev yapman dışında ne isteğin var?
Nuray Bezirgan: Ben başörtümle birlikte sosyal hayatta da var olmak istiyorum.
İşte AKP'nin Sağlık Politikası
Etiketler:
Akp,
ciddi konular,
insanlar
Aslında çok da yabancı değiliz bu adamlara. Çernobil faciasından sonra kameraların karşısında çay içen Cahit Aral'dan bugüne niceleri geldi geçti. Ama böylesi de hiç görülmemişti doğrusu. Aksaray Belediye Başkan Yardımcısı önce kameralar karşısında su içerek halka musluk suyu içilebileceği mesajını verdi. Neticede tedbirsizlikte alışageldiğimiz geleneksel yönetici profiline yakışır bir hareketti ama ondan sonra olanlar bu alanda çıtayı bir hayli yükseltti. Başkan yardımcısının açıklamasının ardından, içtikleri musluk suyuna kanalizasyon karışan tam 11 bin kişi hastaneye kaldırıldı. 11 bin kişinin norovirüs yüzünden hastaneye kaldırılmasının müsebbibi ise özür dilemedi, hatasını kabul etmedi. Tam tersine kahkahalar atarak "ben demir gibiyim" diyordu. 11 bin kişi hastaneye kaldırılmıştı ve çizgiromanlardaki amaçsız kötü karakterler gibi gülen bir adam hala makamında duruyordu. Kene mi dediniz? Paçalarınızı çoraplarınıza sokun kafi.
AKP'nin Özgürlük Anlayışı
Etiketler:
Akp,
ciddi konular,
insanlar
AKP şimdi de özgürlük mücahidi olmaya oynuyor. Sayısız internet sitesi arka arkaya kapatılıyor. Dünyanın en büyük internet alanı servislerinden blog sitelerine, Youtube gibi video paylaşım sitelerinden Alibaba gibi ticaret anlaşması yapmaya yönelik sitelere kadar bütün internet erişimimiz kısıtlanıyor.
Basında muhalif sesler arka arkaya susturuluyor. Tanıtımları yayınlanan iddialı bir program, ansızın yayından kaldırılabiliyor. Türkiye'de gazete ve televizyonların çok büyük bir bölümü AKP yandaşları tarafından TMSF yoluyla ele geçiriliyor. Basın özgürlüğü kısıtlanıyor.
Kadınlar sokağa çıkacak, bir işe girip çalışacak duruma gelemesin diye, en yetkili ağızlardan "çocuk yapın evde oturun" beyanatları geliyor, cinsiyet ayrımcılığına karşı mücadele eden dernekler kapatılıyor. Kadınların sosyal hayatta varolma hakkı da, örgütlenme hakkı da kısıtlanıyor.
Zaten 12 Eylül anayasasıyla kuş gibi kalan sendikal haklar yok edilmek isteniyor, Türkiye'yi büyük sermaye için ucuz ve örgütsüz içgücü cenneti haline getirmek isteyen politikalar uygulanıyor. Sendikal haklarımız ve çalışma hakkımız kısıtlanıyor.
Telekulak her yerde; bütün ev ve cep telefonu konuşmalarımız, SMS'lerimiz, MSN görüşmelerimiz, e-maillerimiz ve hatta ziyaret ettiğimiz internet siteleri izleniyor, bütün Türkiye fişleniyor. Haberleşme özgürlüğümüz kısıtlanıyor.
Bütün bunların yanı sıra tam gün çalışma yasa tasarısıyla doktorların tüm hakları ellerinden alınıp birer halkalı köle haline getirilmek isteniyor; alkollü içeceklere dünyanın en ağır vergileri ve düzenlemeleri uygulanarak fiili içki yasağı uygulanıyor, YÖK hala üniversitelerin özgürlüğünü engellerken meclis çatısı altında bile en ufak eleştiriye hakaretler, fiziki saldırılarla cevap veriliyor.
Ve sahip olduğumuz özgürlükleri budayan AKP, savunduğu tek özgürlük olan başörtüsü özgürlüğü için yargıyı suçlamaya ve özgürlük mücahidi rolünü oynamaya devam ediyor.
Basında muhalif sesler arka arkaya susturuluyor. Tanıtımları yayınlanan iddialı bir program, ansızın yayından kaldırılabiliyor. Türkiye'de gazete ve televizyonların çok büyük bir bölümü AKP yandaşları tarafından TMSF yoluyla ele geçiriliyor. Basın özgürlüğü kısıtlanıyor.
Kadınlar sokağa çıkacak, bir işe girip çalışacak duruma gelemesin diye, en yetkili ağızlardan "çocuk yapın evde oturun" beyanatları geliyor, cinsiyet ayrımcılığına karşı mücadele eden dernekler kapatılıyor. Kadınların sosyal hayatta varolma hakkı da, örgütlenme hakkı da kısıtlanıyor.
Zaten 12 Eylül anayasasıyla kuş gibi kalan sendikal haklar yok edilmek isteniyor, Türkiye'yi büyük sermaye için ucuz ve örgütsüz içgücü cenneti haline getirmek isteyen politikalar uygulanıyor. Sendikal haklarımız ve çalışma hakkımız kısıtlanıyor.
Telekulak her yerde; bütün ev ve cep telefonu konuşmalarımız, SMS'lerimiz, MSN görüşmelerimiz, e-maillerimiz ve hatta ziyaret ettiğimiz internet siteleri izleniyor, bütün Türkiye fişleniyor. Haberleşme özgürlüğümüz kısıtlanıyor.
Bütün bunların yanı sıra tam gün çalışma yasa tasarısıyla doktorların tüm hakları ellerinden alınıp birer halkalı köle haline getirilmek isteniyor; alkollü içeceklere dünyanın en ağır vergileri ve düzenlemeleri uygulanarak fiili içki yasağı uygulanıyor, YÖK hala üniversitelerin özgürlüğünü engellerken meclis çatısı altında bile en ufak eleştiriye hakaretler, fiziki saldırılarla cevap veriliyor.
Ve sahip olduğumuz özgürlükleri budayan AKP, savunduğu tek özgürlük olan başörtüsü özgürlüğü için yargıyı suçlamaya ve özgürlük mücahidi rolünü oynamaya devam ediyor.
03 Haziran 2008 Salı
Sbs öncesi saçma yorgunluklar (başlığı konuyu tamamen yazdıktan sonra düzelttim. ilk başlık SBS idi...)
Etiketler:
ciddi konular,
insanlar
az kaldı sbs'ye... kalsın... aylardır istediğim de buydu. gelsin, geçsin. ben hazırdım. bir an önce gelmesini istiyordum yalnızca. sbs'den korkmuyordum. ama beklemek sıkıcıydı. neden sbs'ye bu kadar yaklaşmışken garip bi sıkıntı oldu bilmiyorum. belki de biliyorum ama emin değilim. ne biçim konuşuyorum lan ben? "korkuyordum, beni beklemek mahvediyordu..." PÜÜÜÜÜEEEE!!!!! zaten bunları kimin okuduğunu da bilmiyorum. msn'den bak bak okusana bi' dediğim kişiler anca... öylesine yazıyorum heralde. olsun. bişeyler birikince gösteririm birine... bu arada sbs dedik konu nereye kaydı :D neyse. efenim karne notlarımı e-okul'dan öğrendim. hepsi 5... bu ne demektir? master replicas force fx lightsaber demektir... o ne demektir (açıklamasını yapamayacağım şimdi uzun uzun) sbs'ye süper-sonik mutlu girmem demektir. yaz tatilimin harika geçmesi demektir. söz 13 haziranda karneyi aldıktan sonra ailem ışın kılıcını aldığında burayı lightsaber videolarıyla dolduracağım.
ya bu dershanelerde sınava az kala yoruyolar bizi. bunca zamandır akılları başlarına yeni mi gelmiş? yok kamp, yok günde 8 saat test. abi adamlar her gün deneme sınavı yapmaya başladı. her gün olduğu gibi bugün de sınav var. girip yorulmak istemiyosun bir sürü sınava ama bunu ailene de söyleyemiyorsun. çok kötü bir durum. ders çalışcam diye bugün okula da gitmedim. deli gibi çalıştım o ayrı mesele... kafam patlıycak gibi. bunun üstüne bir de sınava gircem... iyi ki annem konular bittiği için bir günlük gitmememe izin verdi okula ama ben hayvan gibi çalıştığım için çok daha fazla yorulduım. bir de baktımki kitaplara bilmediğim konu zaten yokmuş. o yanlışların boşların hepsi heyecandan veya kelime oyunundan/çeşitli yanıltmacalardan ve tuzak sorulardan. boşu boşuna feci yoruldum, bitirdim kendimi offf off! sınava da 1 saat kaldı. şimdi arasam annemi girmesem desem ne der ki? yok lan. sınava çalışmak için evde kalmadın mı zaten der. çok aksatıyosun der. BEN SBS'YE ÇALIŞTIM BE!
ya bu dershanelerde sınava az kala yoruyolar bizi. bunca zamandır akılları başlarına yeni mi gelmiş? yok kamp, yok günde 8 saat test. abi adamlar her gün deneme sınavı yapmaya başladı. her gün olduğu gibi bugün de sınav var. girip yorulmak istemiyosun bir sürü sınava ama bunu ailene de söyleyemiyorsun. çok kötü bir durum. ders çalışcam diye bugün okula da gitmedim. deli gibi çalıştım o ayrı mesele... kafam patlıycak gibi. bunun üstüne bir de sınava gircem... iyi ki annem konular bittiği için bir günlük gitmememe izin verdi okula ama ben hayvan gibi çalıştığım için çok daha fazla yorulduım. bir de baktımki kitaplara bilmediğim konu zaten yokmuş. o yanlışların boşların hepsi heyecandan veya kelime oyunundan/çeşitli yanıltmacalardan ve tuzak sorulardan. boşu boşuna feci yoruldum, bitirdim kendimi offf off! sınava da 1 saat kaldı. şimdi arasam annemi girmesem desem ne der ki? yok lan. sınava çalışmak için evde kalmadın mı zaten der. çok aksatıyosun der. BEN SBS'YE ÇALIŞTIM BE!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


